Ana Sayfa MKP Tutsakları Karanlıkta bir damla ışık olabilenler küllerinden her daim yeniden doğar!

Karanlıkta bir damla ışık olabilenler küllerinden her daim yeniden doğar!

0
Karanlıkta bir damla ışık olabilenler küllerinden her daim yeniden doğar!

2 Temmuz 1993’te gerçekleştirilen katliamın üzerinden 28 yıl geçti. “Tekbir” sesleri eşliğinde 33 aydın ve 2 otel çalışanı katledildi.

“Faili meçhul” olarak dinlendirilen katliamın faili ortadayken bugün devletin mafya ve çetelerle kurduğu ilişki ve pek çok katliamın faili ortaya serilmiş durumdadır. Sedat Peker’in videolarla gündemdeki yerini koruyan bu ilişkilenme bildiğimiz ve dillendirdiğimiz bir gerçeklikken halktaki somut karşılığı daha da pekişmiştir. Kendisinden katliam için yardım istendiğini dillendiren bu şahıs, muktedirler arasındaki burjuva siyaseti krizi ve klik savaşlarını da derinleştirmiştir. “Kara para aklama” ile anılan Sezgin Baran Korkmaz’ın etrafında kenetlenen burjuva siyasetçileri, gazeteci, yargı mensupları bir tarafta dururken, diğer tarafta ise mafya liderinin etrafında kenetlenenler durmaktadır. Bu kirli ağda yer alan “sözde” sanatçılar, yazarlar, gazeteciler Madımak’ta diri diri yakılan aydınlarımızın-sanatçılarımızın önemini bir kez daha bizlere hatırlattı-hatırlatıyor.

Temmuz’da, halktan ve halkın yarattığı değerlerden beslenen sanatçıları yok etmek amaçlandı! Diri diri yakılan sanatçılar nezdinde toplumu, ilerici güçleri sindirmek amaçlandı! Sanat dünyasında belli bir duruşu olan sanatçılar yerine muktedirlere-çetelere yaslanan, burjuva egemen iradeye hizmet eden, muktedirlere biat etmekten çekinmeyen bir toplum yaratılmak istendi-isteniyor. Katliamda hayatını kaybeden Metin Altıok kızına yazdığı mektupta bu gerçekliği dillendiriyor: “Bu ülkede iktidarlar aydını sevmiyor, muhalifine ise tahammülü yok. Bir düzen ve siyasi ideoloji yerleştirilmeye çalışılıyor; karşı çıkan susturulur.”

Dün, ezilenlerin ilerici kesimleri ateşle imtihanı sürerken yarın yaşanabilir bir dünya kurmak için hareket etmeliyiz!

Hakim sınıfların Türk İslam sentezli özü aynı kalmakla beraber her süreçte kendisini yinelemiş ve yenilemiştir. Egemenler sözde “çözüm süreci”, “alevi açılımı” gibi dönemsel projelerle ezilen ulus ve inanç üzerinde tahakküm kurmaya çalışmış sindirme politikası ile kendi kültürünü, kendi anlayışını yaratmak istemiştir. Bu projelerle başarı sağlayamayan muktedirler dün olduğu gibi bugün de katliam politikasına sarılmaktan geri durmamıştır. Madımak davasının zaman aşımı kararını “milletimiz için hayırlı olsun” diyerek karşılayanlar “bu daha iyi günleriniz” diyerek ilerici-gerici tüm kesimlere mesaj göndermekten çekinmemiştir. Bu mesajın akabinde 17 Haziran’da HDP parti binasına yapılan saldırı ve Deniz Poyraz’ın katledilmesi gerçekleşmiştir. Bununla yetinilmemiş bina yakılmak istenmiştir. Bu intikamcı niteliğin bir göstergesidir. Bu intikamcı yaklaşıma Madımak‘ta 35 canın kömürleşmiş bedeninde tanık olduk. 19-22 Aralık’ta “diri diri yaktılar bizi” diyen yanık yüzlerden tanık olduk. 17 Haziran’da 17 yoldaşımızın parçalanmış bedenlerinde tanık olduk. Ve en son 17 Haziran’da Deniz Poyraz’ın katledildikten sonra dahi tekrar tekrar kurşunlanan bedeninden tanık olduk. Tanıklığımız haylice…

Yıllar sonra Sedat Peker gibi birinin çıkıp “bu saldırıda benden yardım istediler” demesini beklemeye gerek yoktur. Bugün ki siyasal atmosfer içinde muktedirlerin çırpınışlarını her şeyi yapmaya hazır olduğunu görmek gerekiyor.

Provokasyon ve korku iklimi yaratanların “provokasyona geçit vermeyeceğiz” nidalarına burjuva siyasetin her cephesinden eşlik edilirken devrimci, demokrat, ilerici kesimlerin de kendi tonunu kendisinin ayarlaması gerekmektedir. Provokasyon yaratan egemen güçlerle aramızdaki çelişki tam da burada durmaktadır. Yapılan her katliama karşı hareket zorunluluktur. Burjuva muhalif siyasetçileri yaşanan katliam ve saldırı sonrası “provokasyona gelmeyin” diyerek sandığı işaret etmesi hareketliliği sınırlaması söz konusudur.

Maoist Komünist Parti

Dava Tutsakları

Temmuz 2021